Mümin Sekman

İpek ongun: gençler için yazmak bir sorumluluktur!

İPEK ONGUN: GENÇLER İÇİN YAZMAK BİR SORUMLULUKTUR!

ŞEBNEM ATILGAN
NTV.COM.TR

Üniversitenin son yılında Serra ve arkadaşları günümüzün zor koşullarıyla baş etmeye çalışırken, onlara yine Doğanay Hoca sohbetleri yardımcı oluyor.

Soru soran kişinin, düşünen insan; düşünen kişininse gerçek anlamda özgür insan olduğunu; hayatını ve kişiliğini sorgulayarak amacını ve kendine özgü yaşam çizgisini oluşturup, bir iç güç geliştirerek yaşamını anlamlı kılmanın önemini; gelir geçer değerlerdense evrensel değerlere sımsıkı sarılmanın tek çıkış yolu olduğunu tartışıyorlar.

İpek Ongun, gençlik edebiyatının önde gelen isimlerinden biri... İlk çalışmalarınız arasında çocuk kitapları var. Sanırım gençlik edebiyatına yönelmek bilinçli bir tercihti. Bu geçiş nasıl oldu? Çocuk edebiyatı ile gençlik edebiyatı arasında büyük bir sınır var mı?
Çocuk edebiyatından gençlik edebiyatına geçişim bilinçli bir tercihti. Çünkü, özellikle de ‘ilk gençlik’ yazınının biraz ihmal edildiğini düşünüyordum. Gençleri düşünerek, gençler için, gençler hakkında yazılmış doyurucu kitaplar bulamıyordu gençler. Ya da çeviri eserler okuyorlardı. Çeviri okumak elbette güzel ama gencin özdeşleşebileceği, kendi kültürüne özgü sorunların işlenmemiş olması, okuru pasif bir izleyici konumunda bırakıyordu. Oysa doğrudan onu ve sorunlarını anlatan kitaplarla bütünleşebiliyordu.

İşte bunları düşünerek ilk gençlik kitapları yazmaya başladım.

Bence çocuk ve gençlik edebiyatı arasında epeyce bir fark var. Çocuk için yazarken başka bir üslup ve konuları ele alış biçimi gerekiyor. Gençlere seslenirken ise bambaşka bir üslup kullanmak ve onları ilgilendirecek konuları gözetmek gerek. Özetle, bence çok farklı iki alan.

‘Yaş On Yedi’ ve ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’nin ardından çocuk edebiyatına geri dönmediniz değil mi? Daha sonraki çalışmalar arasında yer alan ‘Bir Pırıltıdır Yaşamak’, ‘Bu Hayat Sizin’ ve ‘Lütfen Beni Anla’ gençlere yaşama kültürü ve kişisel gelişim konularında yardımcı olmak amacını taşıyordu. Bu kitaplarla gençlere ciddi anlamda yol gösteren bir yazarsınız. Nereden ve nasıl besleniyor, konularınızı nasıl yaratıyorsunuz?

Tüm kitaplarım ve yazılarım gözleme dayanıyor. Onların sorunları ne, nelere üzülürler, neler onları sevindiriyor. Neleri bilmek isterler, eksikleri hangi konularda... İşte sürekli bu sorularla baktığınızda, gençlerin işine yarayacak sözleri bulabiliyorsunuz.

Yaşama sanatı konusunda pek bir şey bilmiyorlar, doğal olarak. Ama - öğrenmek istiyorlar! Hem de şiddetle...

İşte bunu yakalayınca, sözünü ettiğiniz kişisel gelişim kitaplarını yazdım. Ve öyle bir okuyorlar ki, insan onlarla gurur duyuyor. Düşünün ki, bunlar pembe roman değil, hepsi eğitici kitaplar ve gençler bunları yıllar boyu ala geldiler.

‘Bir Pırıltıdır Yaşamak’ 1991 yılında yazıldı, hâlâ aynı tempoda alınıp okunuyor. Özetle, onların istekleri ve gereksinimlerinden çıkarak yazıyorum.

Roman konularınız başta psikoloji olmak üzere sosyolojik çözümlemeler de taşıyor. Bu bilimlerle ilgileniyor musunuz? İyi bir gözlemci olduğunuz açık; tabii dilinizin sadeliği de genç okuru bir çırpıda kitabın içine çekiyor...

Bu sorunuz bana çok büyük bir iltifat! Şöyle açıklayayım; Tüm kitaplarımı, ister kişisel gelişim, ister roman olsun, yazmadan önce sıkı bir çalışma dönemi yaşarım. Hangi sorunu işleyeceksem, o konuyla ilgili önce bizim bilim insanlarımızın, sonra da dış ülkelerde o konuda yazılmış kitapları toplar, tez hazırlarcasına öğrenmeye çalışır, notlar alırım.

Böylece sırtımı bilimsel gerçeklere dayayıp kitabımı yazarım. Gençler için yazmanın bir sorumluluk getirdiğine inanıyor o nedenle elimden geldiğince önce kendim bir şeyler öğrenip, ancak ondan sonra o bilgilere dayanarak yazmayı yeğliyorum.

‘İşte Hayat’ çok samimi, içten bir roman. Sanırım ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ dizisinin tümü de böyleydi. Yumuşacık, içinden sevgi dolup taşan bir kitap. Serra, üniversiteyi bitirip, hayatın gerçekleri ile karşılaşmaya hazır artık. Çünkü siz onu öyle güzel donattınız ki... Neden bir genç kız kahraman olarak seçtiniz?

Kahramanımın genç kız olmasının pratik nedeni, benim kızlarımın oluşu. Böyle olunca genç kızların iç dünyasını daha iyi bilebiliyorum. Onları tanıyorum.

Diğer bir nedense, toplumda kadının daha önemli olduğuna inanıyorum. En azından çocuğu annenin yetiştirdiği, bire bir o çocukla annenin ilgilendiği düşünülürse, toplumu şekillendirenlerin büyük ölçüde kadınlar olduğu ortaya çıkıyor kanısındayım.

‘İşte Hayat’ aile ilişkilerini de öne çıkartan bir roman. Anne ve babası ayrılmış olan Serra, bu sorunu yaşayan tüm gençlere olduğu kadar anne-babalara da iyi bir örnek. Örneğin kurgunun bu bölümlerinde bir psikologdan yardım aldınız mı? Bu arada annenin davranışları ve büyükbabanın öğütleri de öne çıkan bölümler arasında. Serra’nın babası biraz daha kötümser çizilmiş. Sanki babaya bir yüklenme var gibi... Ne dersiniz?

Kitaplarımın tümünde çeşitli sorunları işlerken, bilimsel çalışmaları okuyarak, o bilgilerden destek aldım. Ayrılmış aile çocuğu, tek ebeveynli çocuk da bu sorunlardan sadece biriydi; bu durumda olan gençler düşünülerek yazıldı. Ve çeşitli mesajlar gönderildi, kimi zaman bir karakterin, kimi zaman öbür karakterin ağzından.

Serra’nın babasına gelince, ne yazık ki hiçbirimiz mükemmel değiliz. Serra’nın babası da aslında iyi niyetli ama kusurları olan bir insan. Bazen bir insan iyi olduğu halde bazı kusurları nedeniyle pek çok şey yitirebiliyor.

Serra ve arkadaşları... Özellikle de ev arkadaşı ve sevgilisinin etrafındakilerle yaşadığı çelişkili duygusal durumlar. Hepsi tamamen hayata eş, tıpa tıp aynı. Ama Serra vazgeçmeyen, yılmayan bir genç kız. Kendi doğrularını bulma yolunda da hızla ilerliyor. Yine de velilik konusunda biraz aceleci değil miydi?

Aslında Serra bana sorsaydı, evlilik kararı almakta acele ettiğini, hem de çok acele ettiğini söylerdim. Günümüz gençlerinin evliliğe hazır olduğu yıllar otuzlu yaşları buldu. Çok da haklılar. Okuyup, didinip diploma alınıyor. İş hayatına atılıyorlar ve ancak bu yaşlarda insan ne istediğini tam olarak bilebiliyor.

Ama neylersiniz ki, Serra bana sormadan gitti, bu teklife evet, dedi. Umarım mutlu olur.

Sanırım bu dizi boyunca okurlarınızın en sevdiği karakterlerden biri de Doğanay Hoca’ydı. Gençlerle genç olmayı başaran, entelektüel bir insan. Romanın ana mesaj kısımlarından biri de Doğanay Hoca’nın anlattıkları değil mi? Doğanay Hoca’yı romanda kurgularken düşünceniz neydi?

Gençlerin hayat hakkında pek çok soruları var. Kafaları karışık. Ve hiç kimse de çıkıp gençlerle sakin sakin bu konuları tartışmıyor. O nedenle Doğanay Hoca benim hayalimdi oldum olası.

Tıpkı Sokrat gibi gençlerle rahat ve hoş ortamlarda, devamlılık ya da not kaygısı olmadan, hayat ve çeşitli kavramlar hakkında birileri gençlerle konuşabilseydi ne hoş olurdu, diye hayal ederdim. Ve - “Adım Adım Hayata”yı yazarken, neden bu hayalimi hiç olmazsa kitapta gerçekleştirmeyeyim diye düşünüp, o kişiyi gençlerimize sundum.

Onlar da Doğanay Hoca’yı sizin ve benim kadar sevdiler ve Doğanay Hoca sohbetlerinin devamını bekliyoruz, ondan çok şeyler öğrendik diye mektuplar aldım. Demek ki bu da bir ihtiyaçmış.

Şimdi en çok merak ettiğim soru: Böylesine başarılı bir kaleme sahipken neden roman alanınızı genişletmiyorsunuz? Gençlik edebiyatı üzerine ürünler vermeye mi devam edecek misiniz yoksa kafanızda başka projeler de var mı?

Rahmetli editörüm de hep aynı soruyu soruyordu. Ama gençlere yazarken değişik duygular içindeyim.

Her yazar gibi güzel bir kitap yazabilmek en büyük isteğim ama onun yanı sıra bana en az onun kadar büyük doyum sağlayan, “gence hizmet” verebildiğim duygusu...

Düşünün ki, yazılarınızla birilerine, özellikle de buna ihtiyacı olan gençlere dokunuyor, onların hayatında izler bırakıyorsunuz. Bir işe yarıyorsunuz! “gence hizmet” sunuyorsunuz! Tıpkı akan bir nehir gibi bir şeyleri alıp bir yerlere taşınmasına destek oluyorsunuz.

Ama bilemiyorum, bakarsınız bir gün başka bir şey de deneyebilirim.

Romanda diyorsunuz ki: “Hayatla ilgili bilgiler tersinden öğreniliyor. Okulda önce çalışıp, sınanıp sonra öğreniyor insan. Hayattaysa önce sınanıp sonra bundan bir şeyler öğreniyor.” Bugünün gençlerini nasıl görüyorsunuz?

Bugünün gençlerini en azından çok daha bilinçli buluyorum.

Bizlerin onlara hiç de güzel bir miras bırakmadığımız ortada. Ülkenin ekonomik durumundan tutun, eğitim sistemine kadar uzanan bir yanlışlıklar zinciri, bir savurganlık ve mirasyedilik ortamı içindeler.

Çağdaş ülkelerde, bundan elli yıl sonra doğacak çocukların geleceği düşünülür ve ona göre önlemler alınırken, bizim gençlerimize reva gördüğümüz değerler ortada. Oysa onlar da çok daha iyi şeylere layıklar.

Ama bütün bu olumsuzluklara karşın, gençlerimiz yine de güçlüler. Bu koşullarda savaşarak yaşamaya çalışıyorlar. Yaşlarının üstünde de bir olgunlukları var. O nedenle, ben gençlerimizi beğeniyor, bu olumsuz koşullarda yaratabildikleri başarılar nedeniyle onlarla gerçekten gurur duyuyorum.

Kaleminizi çalışan gençliğe doğru kaydırmayı düşünüyor musunuz? Sanırım ‘çalışamayan’ gençlik de buna dahil... Belki sokak çocukları ve diğerleri... Ne dersiniz?

Sözünü ettiğiniz gençlik kesimleri hakkında da yazmayı çok isterdim. Ama gözlemlemem gerek. Başka türlü yazamıyorum. Nitekim hep orta sınıfı yazmamın nedeni, benim tanıdığım, bildiğim kişilerin hep orta sınıf çocukları olmalarından kaynaklanıyor. Umarım bir gün bunu da başarabilirim.

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.