Mümin Sekman

Girişimci milletin efendisidir!

Basketbol milli takımımızın geçen hafta oynadığı maçlardan sonra Hürriyet ve Milliyet gibi günlük gazetelere gönderilen yorumların sayısı iki üç saat içinde rekor sayılara ulaşmış, 300’e yaklaşmıştı. Yorumcuların en çok takdir ettikleri nokta ise başarı kadar, başarı için gösterilen azim hırs ve cesaretti.

Futbol maçlarında da bir oyuncunun topu korumak veya kazanmak için verdiği 20-30 saniyelik bir direnç ve dayanıklılık gösterisi tribünleri coşturmaya yetiyor. Sanatta, kültürde ve bilimdeki en ufak bir uluslararası başarı bile göğsümüzü kabartıyor. Bu gözlemler, hepimizin başımızı dik tutmaya, başarmaya ve başarıya aç olduğumuzu gösteriyor.

Sporda başarı için olaya ve başarıya odaklanma ile fedakarca mücadele yetebiliyor. Ekonomik, siyasi ve sosyal alanlardaki kalıcı başarılar ise daha farklı nitelikler gerektiriyor. Bu alanlardaki başarının anahtarı ise on yıllardır, elimizin ulaşabileceği kadar yakınımızda duruyor: Bu anahtarın adı girişimcilik.

Girişimcilik başarısında da aynen diğer alanlarda olduğu gibi, hırs, azim, fedakarlık ve cesaret baş rolü oynuyor. Bunlar olduğunda iş fikri, sermaye, ve pazar boşluğu bulmak gibi, diğer girişimcilik faktörlerine ulaşmak kolaylaşıyor.

Girişimci profesyoneller

Son yıllara kadar profesyonel yöneticilerin, patronun veya yönetim kurulunun hedeflerine ulaşması ve belirlenen stratejiyi uygulaması yeterli sayılırdı. Günümüzde ise yöneticilerden girişimci niteliklerinin ağır basması isteniyor. Yeni pazarların keşfedilmesi ve yeni ürünlerin geliştirilmesi gibi görevleri de artık profesyonellerin yerine getirmesi gerekiyor. Bu nedenle akıllı profesyoneller, rutin işler ve geleneksel idarecilik alanlarındaki yetkilerinin bir bölümünü astlarına devrederek, sanki bir patron gibi işi geliştirme amacına odaklanıyor.

Girişimcilik yeteneklerini geliştiren profesyoneller, zirvedeki görevlerini kaybettiklerinde kendi işlerini kurabiliyor ve yeni istihdam imkânları yaratabiliyor.

Siyasi ve sosyal girişimcilik
“Girişimcilik” ve “girişimci ruh” dediğimizde yalnız iş insanlarını kastetmiyoruz tabii. Bugünün dünyasında siyasi ve sosyal hayatın her alanında girişimciliğin egemen olması gerekiyor. Bu bağlamda girişimcilik, bir bakış açısı, bir eylem biçimi ve hayat tarzı olarak ön plana çıkıyor.

Devletin yeniden yapılanmasında muhtardan valiye kadar her kamu yöneticisinin girişimci yeteneklere ve niteliklere sahip olması zorunlu görülüyor. Yalnız protokol işlerine bakan, bakan karşılayan ve sayıları 50’yi aşan komite ve kurul başkanlıkları görevlerini yerine getiren valiler artık gözde değil. Kamu yöneticilerinden, merkezi hükümetin elinin ve kaynaklarının ulaşmadığı yerlerde girişimciliği özendirmesi ve yönettiği yerde kalıcı izler bırakması bekleniyor.

Sivil toplum kuruluşlarının devlet ve piyasa ile bir kalkınma sacayağı oluşturmalarının yolu da yine girişimcilikten geçiyor. Sadece panel ve sempozyum düzenleyen ve mensuplarının haklarını kollayan sivil toplum kuruluşları artık eskisi kadar makbul sayılmıyor. Girişimci bir ruhla, kalkınma ve demokratikleşme projelerini hayata geçirmeyi amaçlayan sivil toplum kuruluşları ise AB’ye tam üyelik sürecinde önemli bir rol oynamaya aday görünüyor.

Umut ve heyecan rüzgarı

Bir ülkede girişimciliğin gelişmesi için yalnız yerli ve yabancı sermaye ile ithal edilen makineler yeterli olmaz. Girişimci ruhun tam anlamı ile canlanması için ilden ile, tüm ülkede bir umut ve heyecan rüzgarının esmesi şart.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurtuluşun verdiği moral girişimciliğe yeni bir hız vermiş, bir çok ilde, hatta ilçede sanayi tesisleri ve bankalar kurulmuştu. Günümüzün Türkiye’sinde ise elle tutulur her başarı, rutin görevlerini yapmakla yetinmeyip, kendini yeniliklere, gelişmeye ve başarıya adayan girişimciler sayesinde gerçekleşiyor.

Bu başarılara rağmen bugünkü girişimcilik düzeyi, şu sıralarda ekonomiyi cumhuriyetin 100. yılında AB’nin ortalama refah düzeyine ulaştıracak kadar güçlü değil maalesef. Sabit sermaye yatırımları, Gümrük Birliği arifesi olan 1995 yılındaki düzeyini ancak biraz üstünde bulunuyor. İleri elektronik, chip üretimi, biyoteknoloji ve ileri kimya gibi alanlardaki yatırımlar yok denecek kadar az. Katma değeri ve rekabet gücünü kalıcı bir şekilde yükseltecek markalaşma sürecinin ise henüz başındayız.

Bu ortamda Cumhuriyet’in yeni kuşak girişimcilerinin her riski göze alarak, ekonomiyi yeniden yapılandırmaları gerekiyor. Kendisine, insanına ve ülkesine güvenen genç ve eskisine göre daha donanımlı girişimciler, bir Türkiye mucizesini gerçekleştirebilir. Son beş yılda AB ortalamasının dört katına yakın bir büyüme hızını gerçekleştiren Türkiye, gelecek yıllarda da aynı performansı cesur girişimcileri ve çalışkan işçileri sayesinde pek ala sürdürebilir ve Atatürk''ün çağdaş uygarlık hedefine iyice yaklaşabilir.

GİRİŞİMCİNİN BİR İŞ İNSANI OLARAK PORTRESİ
“Girişimci” veya eskiden kullanıldığı şekliyle “müteşebbis” kelimelerinin kökenlerini araştırdığımızda, bu kelimelerin tanımları daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Teşebbüs, Arapçada yapışkan anlamına gelen “şebs” kelimesinden türetilmiş. Teşebbüs, yapışmak, tutunup kalmak, tuttuğunu bırakmamak anlamına da geliyor. “Girişim” kelimesi, bir soruna çözüm bulmak için bir şeyler yapmayı akla getiriyor. “Girişmek” kelimesini bir işe biraz gözü kara şekilde saldırma anlamında kullanıyoruz. “Girişken” dediğimizde kendi kendine iş, uğraş yaratabilen, bir işe hiç çekinmeden giren bir kişi tanımı karşımıza çıkıyor. Fransızca''dan aldığımız inisiyatif kelimesinde, “bir şeyi başkalarından önce yapma eylemi” ön planda. “İnisiyatif almak” deyiminde ise başkalarının geri durduğu bir ortamda, sonu belirsiz de olsa bir şeyler yapmaya gönüllü bir kişinin karakter çizgisi daha belirgin.

Yukarıdaki tanımları dikkate aldığımızda bir girişimcinin portresini çizmek aşağıda görüldüğü gibi kolaylaşıyor:

-Girişimci, bir işi herkesten önce ve “ilk” olarak yapmayı ve çözüme ulaştırmayı amaçlayan kişidir.

-O, bağımsızlığına değer verir ve yaptığı işin tüm sorumluluğunu yüklenir.

-Ruh ve beden tembelliği için sonsuz mazeretler üretmez. Onun sözlüğünde bahane kelimesi yoktur.

-Başarıya odaklandığında tuttuğunu bırakmaz, nihai hedefine adeta yapışır.

-Özgüveni güçlü olduğu ve kendini tüm benliği ile işine adadığı için dışa dönük ve ataktır.

-Girişimci, riskleri herkesten daha iyi algılasa bile cesurdur.

Geçen yüzyılın en büyük ekonomistlerinden Lord Keynes’in girişimcilik için çizdiği şu çerçevede, yukarıdaki nitelikleri başka kelimelerle vurguluyor:

“Kapitalizmin temelinde kendiliğinden gelen bir cesaret duygusu, bir gözü karalık ve eser yaratma güdüsü vardır. Eğer işteki şevk ve heyecan sönerse ve spontane iyimserlik yok olursa, girişimci kararlarını matematik beklentilere göre verir. Bunun sonu ise şirketin hayatiyetini kaybetmesi ve ölmesidir.”

İbni Haldun’un yüzyıllar önce yaptığı tanım ise tüm portreyi sadece dört kelime ile çiziyor: “Husumete kadir, hesap-kitapta mahir…” Büyük bilginimizin, “husumet” kelimesini hasımlık veya düşmanlık anlamında değil de, cüret, cesaret ve rekabet gücü anlamında kullandığını da bu arada hatırlatmak gerekir.

TARİH BOYUNCA GİRİŞİMCİLİK
Osmanlı İmparatorluğu’nda 17. yüzyıla kadar her tür ekonomik faaliyet, toplum içinde prestijli bir konuma sahipti. Tarıma büyük önem verilir, mal alıp satanlar için “Bezirganlık, ulular sanatıdır, dünyanın şenliği bunlarladır” gibi olumlu tanımlamalar kullanılırdı. Esnaflık ise ekonomik istikrarın temel unsuru sayılırdı.

Esnafa ve tüccara bakış açısı, duraklama ve gerileme dönemlerinde değişti. Bilim ve teknolojideki gelişmeler iyi izlenmeyince üretimi artırma yolları tıkandı. Doğu ticaret yollarının kapanması, ticaretteki kazançları azalttı. Fetihlerden elde edilen gelir de zamanla gerileyince, Sabri Ülgener’in “İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası” adlı eserinde vurguladığı gibi, ekonomik hayat bir durgunluk içine girdi.

Bu ortamda üretime ve ekonomiye daha fazla önem verilmesi gerekirken tam aksi yönde eğilimler ortaya çıktı. Kanaatkârlığın ve mistik değerlere sığınmanın yaygınlaştığı bir ortamda, devlet büyüklerine kapılanma ve kolay yoldan para kazanma gibi olumsuz eğilimler güçlendi. Gerileme döneminde başlıca iş alanları aşağıda görüldüğü gibi irtifa kaybetti:

-Osmanlı’nın gelişme döneminde “hırfet” kelimesi sanat ve zanaat, harif kelimesi, zanaatkar anlamında kullanılırdı. Sonraki dönemlerde “harif” kelimesi “herif”e dönüştürülerek olumsuz anlamlarda kullanılmaya başlandı.

-Gerileme döneminde, toplumun büyük çoğunluğu esnaflara karşıydı. Şair Sümbülzade Vehbi bunlar için “Sınıf-ı esnafta yoktur insaf” nitelemesi ile toplumdaki bu duygulara tercüman oluyordu.

-“Bezirgan” kelimesinin anlamındaki alçalma günümüzde de devam ediyor. Bu kelime normal bir alım satım faaliyeti için değil de kuşku duyulacak ticari faaliyetler için kullanılıyor.

Ticaret ve her tür kazancı amaçlayan ekonomik girişimlerin, dürüst rekabet kurallarına ve yasa hükümlerine uygun olduğu sürece onurlu bir iş sayılması gerektiği ancak Osmanlı’nın son döneminde kabul edildi. Hazreti Muhammed’in “El kasib-u Habibullah” (çalışıp kazananı Allah sever) hadisi, geçen yüzyılın başlarında hatırlandı ve İstanbul Kapalıçarşı’nın Çadırcılar Kapısı üstüne Hattat Sami Efendi tarafından yazıldı.

“Paranın elin kiri” sayıldığı dönemler geride kalmış görünse de girişimciliğin ve girişimcinin, toplum içinde hak ettiği itibarı gördüğü henüz söylenemez. Bürokrasinin önemli bir bölümü, girişimcilere hâlâ zorluk üstüne zorluk çıkarıyor.

Oysa günümüzde girişimcilik ve yeni bir iş kurmak, okul yaptırmaktan sonra en hayırlı iş sayılması ve toplumdan hak ettiği saygıyı görmesi gerekiyor. Çünkü, devletin ekonomiden elini eteğini çektiği ve büyük şirketlerin otomasyona önem verdiği bir dönemde gençlerin iş umudu olarak yalnız girişimciler kaldı. Bu nedenle gençleri işsizlik denen o büyük hapishaneden kurtaracak girişimcilere, toplumun her kesimi gereken teşvik ve kolaylığı göstermek zorunda.

İÇİNİZDEKİ GİRİŞİMCİ RUHU UYANDIRIN
Esasında herkesin içinde bir girişimci ruh vardır. Hayatın aksilikleri, sınırlı imkanlar ve çoluk-çocuğu geçindirme endişesi gibi nedenler, bu üretme, kazanma ve başarma güdüsünü baskı altına alır. Ayrıca, iş disiplininin önemli görüldüğü ve pazarda tüm çeşme başlarının tutulmuş göründüğü istikrar dönemlerinde girişimcilik uykuya dalar. Gelişme, değişim ve hatta kriz dönemlerinde ise girişimcilik ön plana çıkar. Bir iş bulamayan, işinden çıkarılan ve çalıştığı yer yeteneklerine dar gelen kişiler can havliyle girişim dünyasına adım atar. Girişimci ruhun kendini gösterebilmesi ancak aşağıdaki önerilerdeki niteliklerin de kazanabildiğiniz takdirde mümkün olabilir:

Hayata ve ekonomiye pozitif bakın: Kötümserlik, korkaklığın ve tembelliğin üstüne örtülmüş kara bir şal gibidir. Gelecekten umutlu olmadığınız takdirde, girişimcilik sizin için zaten bir anlam ifade etmez. İş hayatına pozitif bir açıdan baktığınızda, zekânız keskinleşir, sezgileriniz berraklaşır.

Riskler konusunda gerçekçi olun: Herhangi bir işte risk göremiyorsanız, o işe hiç başlamayın. Tüm riskleri önceden belirleyip, olası çözüm yollarını zihninizde pişirin.

Mazeret üretmeyin: Mazeret ve bahane üretimi sizi epey rahatlatır ama başarıya giden yolları da kapatır. Gerçekçi ve pozitif bir iş yaklaşımı ise tüm sorunlar için çözüm geliştirmenize imkân verir.

Trendleri yakalayın: Trendler ekonomi coğrafyasının büyük ırmakları gibi, geçtikleri her yerde hayatı ve iş yapma ortamını değiştirir. Girişimcilikte orta vadeli başarıyı elde etmeniz ancak ana eğilimlerin yönünü ve yakalamanız ile mümkün olabilir. Aksi takdirde akıntıya kürek çekmekten kurtulamazsınız.

Dünyayı ve Türkiye’yi gezin: İmkânlarınız ölçüsünde yapacağınız bu gezilerdeki gözlemleriniz sizde bir iş fikri zenginliği ortaya çıkarabilir.

Talebin değil ihtiyaçların peşine düşün: Mevcut talebi karşılamayı hedeflediğiniz takdirde kendinizi sıkı bir rekabet ortamı içinde bulabilirsiniz. Yeni yeni belirginleşen ihtiyaçları karşılamak için proje geliştirdiğinizde ise uzun bir süre yüksek kazanç elde edebilirsiniz.

Farklı düşünmeye gayret edin: Topluma ve pazara herkesten farklı bir şekilde bakabildiğiniz takdirde, başkalarının göremediği iş imkânlarını ve nişleri algılayabilirsiniz.

Cesur olun: Eskilerin dediği gibi “Korkak bezirgan, ne kâr eder ne ziyan” Girişimciliğe niyetlendiğinizde muhakkak cesur olmak zorundasınız. Çünkü girişimciliğin özü ve başlangıç noktası cesarettir. Ancak bu cesaretin, her şeyi göze alan bir korkusuzluktan farklı olduğunu unutmayın.

Kendinize de yatırım yapın: Girişimcinin en önemli sermayesi, kendi bilgisi, becerileri ve yaratıcı yetenekleridir. Siz de kişiliğinizin olumlu yönlerini ve bilgi birikiminizi sürekli olarak geliştirdiğiniz takdirde, işinizde en yüksek getiriyi elde edebilirsiniz.

Asla vazgeçmeyin: Siz yeni bir iş kurduğunuzda, herkes sizi ipin üstündeki bir cambaz gibi izleyecek ve ne zaman düşeceğinizi merak edecek. Başarılı olduğunuzda ise taklitçiler işinizi kopyalayacak. Tüm bu olumsuzluklara rağmen girişimcilikten hiç bir zaman vazgeçmeyin. Arada bir yol kazaları yaşayıp kepenkleri indirmek zorunda kalsanız da, girişimcilik yolundan hiç bir zaman dönmeyin.

Kaynak: http://www.referansgazetesi.com

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.