Mümin Sekman

Düşünerek yaşamayı öğrenmek

Hakkı Devrim’in, 2 Ocak tarihli Radikal’de yayımlanan “Kurulu ‘Anadolu Birliği’ni Türküydü, Kürdüydü, Ermenisiydi derken heder ettik” başlıklı yazısının giriş bölümü gençler için ilginç bir tavsiye içeriyordu. Aynen
(ç)alıntılatık biz de:

Bir alışkanlığım var benim. Herkesin yapabildiği bir şey olduğunu sanmıyorum. Lisede felsefe, psikoloji, sosyoloji öğretmenimiz Rahmi Kolçak Hoca’dan öğrenmiştim.

İstanbul içinde bir yerden bir yere daha çok tramvayla gider gelirdik o yıllarda. Hoca her gün tramvaylarda geçen zamanımızın hesabını sordu:
-Eviniz ile okul arası her gün aynı caddelerden gidip geliyorsunuz. Manzara ve saatler hep aynı. Peki nasıl değerlendiriyorsunuz, birbirine eklenince haftalar eden bu zamanlarınızı?

Cevap vermekte acele eden olmadı. Çaresiz birbirimize bakıştık bir süre.
-Yalnız kalamıyoruz ki, aramızda konuşuyoruz; tramvayda kız öğrenciler de varsa onlarla bakışıyoruz... diyenler oldu.
-Suali bir şakayla cevaplamayı deneyenler de olmadı değil.
İçimizden biri:
-Ben etrafa bakınırken hep düşünürüm, deyince Hoca hareketlendi. Bu cevabı beklermiş gibiydi. İkinci bir sualle devam etti sorgulamaya:
-Peki ne düşünüyorsun desem?
Biraz daha devam ettiler, ama anlaşılan Hoca öğrencisinden beklediği cevabı alamadı.
-Ne yapabileceğinizi ben söyleyeyim, size, dedi.
Doğrusu kulak kesildik. Giden tramvayda ne yapabilirdik ki? Okuyun dese, hemen daima ayakta kalıyoruz. Konuşun dese, devamlı yan yana durmak bile mümkün değil.
Düşünmeyi denesenize!
-O gün, o sırada ilginizi çeken bir konu seçerek, üzerinde ciddiyetle düşünün, dedi Hoca.

Herhangi birimizin aklında yeri olan bir şık değildi bu. Hayır, hayır! Böyle bir alışkanlığımız yoktu bizim. Ben de daha önce böyle bir şeyi hiç denememiştim. Bırakın tramvayda boş geçen zamanları, ben hayatımda hiç buna benzer bir deneme yapmamıştım kendi kendime. Nasıl olacak yani?
-Hakkı, son sınıftasın artık. Bir şeyler konuşuyorsunuz hep, ama hangi fakülteyi daha çok istediğin sualini kendi kendine sorup, müsait bir zamanında ciddiyetle, uzun uzun hiç düşünmedin bunu. Hâlâ bir kararın yok. Bak, Ortaköy’den Kızıltoprak’a kadar dünyanın vakti var. Dalga geçme, vaktini boş yere harcama ve bu hayatî meseleni ciddiyetle düşünerek bir karara varmaya çalış, dedim bir gün kendi kendime.
Bir sonraki ders bu aklımdan geçenleri anlattım Rahmi Hoca’mıza.
-Böyle bir alışkanlık edinmemişiz…
-Ama başlamışsın işte. Vakti geldiği halde üniversite meseleni durup ciddiyetle düşünmediğini, aslında bu konuda geç kaldığını idrak etmişsin. Bunu aranızda niye konuşmadığınızı, neden kaçtığınızı da düşüneceksin şimdi. Sonra zihninden tek tek fakülteler geçmeye başlayacak. Ben eminim önce Edebiyat Fakültesi’ni düşünecek, baban «Ne yapmak için?» diye haklı olarak sorduğunda vereceğin cevabı şimdiden aklından geçirme ihtiyacını da duyacaksın. Biliyor musun bugün eve dönerken denesen, Kızıltoprak’a kadar, şu ilk ciddî sualin cevabını bile bulup çıkaramazsın. Zamana ihtiyacın var.

Diyeceğim, biz Rahmi Hoca’yla bu konuyu birkaç seans daha konuştuk. Ve sayesinde ben, boş saatlerimde bir meselemi doğru dürüst düşünerek değerlendirme alışkanlığını pekâlâ edindim. Meğer ne çok boş saatim oluyormuş da, ben, farkında bile değilmişim.
(Her gün yazmam gerektiğinde, tek başıma düşünürken not alabilmek için cebimde kâğıt kalem taşıma alışkanlığını da edindim zamanla.)
(…)

Yazar: Hakkı Devrim
Kaynak: http://www.hurriyetkampus.com

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.