Mümin Sekman

Değişim korkunuzu yenin

Son yıllarda "değişim" konusu siyasetten iş hayatına kadar her alanda çok konuşuldu. Partilerin ve insanların düşüncesi ile şirketlerin yönetim tarzlarının değişmesi ile ilgili tartışmalar gündemin hep üst sıralarında yer aldı. bu ilginin bir nedeni de "değişim korkusu" oldu.

İnsanlar çoğunlukla alışageldiği gibi yaşamak ve çalışmak istediği için değişimi sevmez. Yeninin ayak sesleri ve değişimin zorunlu hale gelmesi kişiyi şaşırtır, huzursuz kılar. Değişim karşısında ilk tepki kabuğuna çekilmektir. Sonra yeniye direnç başlar. Bu direnç giderek düşmanlığa dönüşür. Çünkü değişim yılların bilgi ve deneyimini büyük ölçüde hükümsüz kılabilir. Bir kez daha sıfırdan başlamak insanlara zor gelir. Bu nedenlerle stres listelerinin ilk sıralarında sevilen birinin ölümünden sonra hemen "değişim" olayı bulunur.

Ev, okul, iş veya eş değiştirmek insanlarda gerilimin artmasına yol açar.
Türkiye''de ise değişim korkusu ve düşmanlığının tarihsel kökleri de var. Osmanlı, değişimi pek sevmezdi ve her tür değişimi bir bozulma olarak görürdü. İktisat tarihçisi Ahmet Tabakoğlu, Osmanlı döneminde sorunların ele alınış biçimini şöyle özetliyor. "Osmanlı sisteminde tecrübe birikimini değerlendirerek en mükemmele ulaşılacağı kanaati hakimdir. Buna göre de değişme, ancak bozulma yönünde olabilir ve bunun çaresi de ''kanun-ı kadim''e yani asıl sisteme dönüştür."

Bu korku nedeniyle, biz kendi iç dinamiklerimizle değişemeyince daha kötüsü başımıza geldi. Bir başka kültürel ve sosyal ortamda oluşmuş, reform paketlerini aynen kabul etmek zorunda kaldık. Değişimin yukarıdan aşağı ve tepeden inme yöntemlerle gerçekleştirilmesi ise korkularımızı daha da artırdı.

Korkunun bedeli

Değişime tepki ve direnç esasında sağlıklı ve doğal bir davranıştır. Bu tepki ortaya çıkmasaydı, "kozaya girme" ve değişime uyum çabaları da yeterince güçlü olmazdı zaten...

Bu tepki, önce korkuya, daha sonra umutsuzluğa dönüştüğünde ise işler iyice karışır. Umutsuzluğun ardından çaresizlik, çaresizliğin ardından atalet gelir. Bu ortamda sorunlar biriktikçe değişim zorunluluğu kendini daha şiddetli bir şekilde dayatmaya başlar. Bu dayatma, umutsuzluk, öfke ve küskünlük gibi duygulara, içe kapanma ve yabancı düşmanlığı gibi tutumlara yol açar.
Dünyadan ve toplumdan gelen değişim sinyallerini reddetme döneminde kişi gerçeklikten kopar. Gerçek hayata gözlerini kapayanlar, kendilerine ayrı bir dünya yaratmak zorundadır. Paranoyalar ve komplo teorileri, bir sığınağa benzeyen bu sanal dünyada devreye girer. Artık kişi, kendisi gibi düşünenlerin dışında kalan herkesi dönek ve hain gibi görmeye başlar.

Türkiye''de değişim korkusunun bir sorumlusu da değişim tacirleridir. Bu kesimdeki kişiler hiç bir çıkış yolu ve proje önermeden, sabah akşam değişimden söz eder. Bunlar başkalarını değişmeye çağırır ama kendi tutum ve davranışlarını değiştirmeye yanaşmaz ve proje üretmezler. Aceleciler ise mevcut durumu analiz etmeden ve belirli bir strateji belirlemeden işe koyulma taraflısıdır. Neyin nasıl değişeceğini etüt etmeden, bir duygu ve heyecan yoğunlaşması ile her şeyin değişeceğine inanan bu kesim değişime karşı beynimizin derinliklerinde bulunan direnci hesaba katmaz.

Reform cesareti

Değişim korkusunun ilacı reformlar için gerekli cesareti göstermektir. Kariyer hayatında, şirketlerde, ekonomi ve toplumda, değişimi kabullenmekle yolun yarısı alınmış olur. Daha sonra değişimi savunanların aşağıdaki sorulara bilimsel ve tutarlı cevaplar aramaları gerekir.

Onlar nerede? Biz neredeyiz: Dünyada ve Türkiye’de neyin, nasıl değiştiğini kavrayabilmek ancak sürekli gözlem, araştırma ve analiz ile mümkün olur. Türkiye''yi her yönüyle iyi bilmek ve bir sorunlar envanteri çıkarmak ise işe nereden başlayacağımızı gösterir.

Ne, nasıl değişmeli: Çağdaş uygarlığa yetişmek için bir temel stratejinin ve projeler demetinin hazırlanması ile değişimin yol haritası şekillenebilir.
Hangi güçler harekete geçirilmeli: Değişimin itici gücü iç dinamikler olduğunda ve değişim süreci tabandan gönüllülük ilkesine göre başlatıldığında başarı ihtimali yükselir.

Değişimin zarara uğratacağı kesimlerin sorunlarına çözüm bulmak ve ortaya çıkacak yararların geniş halk kitlelerine yolu yordamı ile anlatılması ile değişim korkusunu giderek azaltır...

Değişim konusunda kim, hangi tepkiyi gösteriyor?

Aceleciler: Hemen Şimdi!
Tembeller: Bir iki ufak fayda için bu kadar yorulmaya değer mi?
Hiççiler: Boş ver abi ya. Değiştirmek sana mı kaldı?
Bahaneciler: Ben değişirim ama halk karşı çıkar.
Benciller: Değişim iyi hoş da bana faydası ne olacak?
Huzurcular: Her şey aynı kalırsa huzurumuz bozulmaz.
Karamsarlar: Burası Türkiye! Böyle gelmiş, böyle gider...
Kanaatkarlar: Mevcut durum o kadar da kötü değil yani...
Korkaklar: Ya değişelim derken elimizdekileri de kaybedersek...
Edilgenler: Değişim gerekiyorsa, devlet büyüklerimiz yapar herhalde...
Komplocular: Bizi değiştirip her şeyimizi elimizden alacaklar...
Umutsuzlar: Burnuma bir felaket kokusu geliyor.
Direnenler: Değişmek mi asla! Değişmek dönekliktir...
Ertelemeciler: Değişim lazım ama Türkiye buna henüz hazır değil.
İstisnacılar: Değişim başkaları için iyi olabilir ama biz farklıyız.
Kıskançlar: Değişimden başkaları yararlanacaksa, ben karşıyım.
Uyanıklar: Değişimin zahmetini biz çektik, nimetini başkaları kaptı.
İnatçılar: Biz doğruyuz. Yanlışlık bizi değiştirmek isteyenlerde.
Tutucular: Eski köye yeni adet gerekmez!
Yorgunlar: Bugüne kadar değiştik de ne oldu: Eski tas, eski hamam...

Yazar: Faruk Türkoğlu
Kaynak: http://www.finansalforum.com.tr

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.