Kigem

Bir konuda en iyi siz olun, söyleyecek sözünüz olsun!

Hangi arkadaşın bu yazıyı severdi?

Almanya’da gettolarda büyümüş bir çocuktu. O teknik lisede okuyup karnını doyurma derdindeyken, öğretmeni ona inandı ve onu daha “büyük düşünmeye” teşvik etti. Sonunda, Almanyadan Harvarda uzanan bir yolculuk başladı. Son zamanlarda keşifleriyle saygın uluslar arası bilim dergilerine konuk olan Murat Digiçaylıoğlu arkadaşlık öyküleriyle bezeli başarı öyküsünü kigem.com’a anlattı.

Digiçaylioğlu özetle şöyle diyor:
“Amacınız USA ya gelip verilen işi yapmak ve hazıra konmak olmamalı. Amacınız çok çalışıp yeni ve yaratıcı fikirlerle proje üretip, sonra o projeyi geliştirmek olmalı. Siz eğer bir konuda gerçekten iyiyseniz ve yaptığınız şeye inanıyorsanız, söyleyecek sözünüz ve yaratıcı fikirlerinizde varsa, yolunuza devam edin.Fırsatçı değil, işini iyi yapanlardan olun. Kapılar zaten size ardına kadar açılacaktır… Ve unutmayın, hepimiz yaptıklarımızla Türkiye’yi temsil ediyoruz. Para ve ün için nereden geldiğinizi sakın unutmayın.”

BAŞAK GÜRSOY ABD’de Murat Digiçaylıoğlu ile görüşüp öyküsünü Kigem ziyaretçileri için yazdı.

ALMANYADAN AMERİKAYA BİLİM YOLUNDA İLERLEYİŞ…

Amerikan Nature Dergisinin “ beyin kanamasından sonra hücrelerin ölmesini önleyen buluşu” ile 9 sayfa yer ayırdığı, değerli bilim adamımız Dr.Murat Digiçaylıoğlu`nun başarı hikayesini sizlerle paylaşacağız.

1962 yılında Türkiyeden Almanyaya göç eden bir isçi ailenin, zor koşullara rağmen okumuş üç çocuğundan biri Dr. Digiçaylıoğlu.

Henüz ne yapacağını bilemeyen ve “bir meslek edinip, biraz para kazanırım belki” diye teknik liseye gitmeyi düşünen küçük Murat’a öğretmeni “senin yerin oralar değil, çok yüksek yerlerde okuyacaksın sen” der. Onu Gymnasium a yazdırır.

Gymnasium eğitimi Almanya’da Üniversite için ön koşuldur ve bunun bitiminde yapılan sınav sonuçlarına göre branş ya da üniversite seçilir.
Murat gettoda büyümüştür ama “oğlum çok çalışıp çok başarılı olacaksın, başka şansın yok senin” diyen annesi Mine hanim ile babası Ali beyin yüzünü kara çıkarmayarak başarıyla tamamlar eğitimini.

ÇOCUKLUK HAYALİ PİLOT OLMAKTI

Hala üniversiteye gidip gitmeyeceğine karar verememiştir. İdeali pilot olmaktır. Bir gün ideallerinin peşine düşüp Luftansa’nın Hannoverdeki pilotluk kursuna yazılır. İmtihanları başarıyla verir ve lisansını alır. Alır almasına fakat sonradan idealinin pilot olmak olmadığını anlar ve ailesini ziyarete gider. Hayat böyledir işte, neyi gerçekten istediğinizi bilmenin yolu, bir süre istediğinizle olmaktır.

Bu ziyaret sırasında, babasına gazete almaya giderken yolda çocukluk arkadaşı Doğanla karşılaşır. Arkadaşça bir sohbetten sonra Doğan ona “ ya sen doktor ol, doktorluk yakışır sana. Tıp fakültesine başvur” diye baskı yapar. O da tıp fakültesine başvurmaya karar verir.

Nasıl başvurulacağından bile haberi yoktur. Evde bulduğu çizgili parşomen kağıda el yazısıyla “Ben Murat Digiçaylioğlu, tıp okumak istiyorum” diye bir dilekçe yazar ve Türkiye’deki Yök e benzeyen kuruma (ZVS=Zentrale Verteilungs Stelle) bu dilekçesini diğer belgeleriyle beraber yollar ve Türkiye ye tatile gider.

İKİ ÜNİVERSİTEYİ AYNI ANDA BİTİRDİ

Döndüğünde nerede olduğunu bile bilmediği Almanyanın Bochum kentindeki Ruhr üniversitesinin hem biyoloji hem de tıp bölümüne kabul edilmiştir. Evraklarını alır, okula gider, tıp fakültesine değil de biyoloji bölümüne kayıt yaptırmak istediğini söyler.

Etraftaki herkes şaşırır, bir çok öğrencinin hayali olan , sınırlı sayıda öğrenci alan tıp fakültesinde okuma fırsatını nasıl teptiğini anlamakta zorlanırlar. Konuşup ikna etmeye çalışırlar ama biyoloji okumakta kararlıdır. Biyoloji bölümüne başlar.

Okurken bu bölümün de kendine ve yeteneklerine uygun olmadığını anlayıp tekrar tıp fakültesine başvurur ve yine kabul edilir. Bazı derslerin ortak olmasını fırsat bilerek, biraz da sıkı çalışarak hem tıp eğitimi alırken, hem de biyoloji bölümüne devam eder.

TURŞU İMALATINDAN TELEVİZYON TAMİRİNE, PEK ÇOK İŞTE ÇALIŞIP ÜNİVERSİTE HARÇLIĞINI ÇIKARDI.

Bu güne kadar bunu üniversitede yapan pek yoktur, ama iki okulu da başarıyla bitirir. Tıp ve biyoloji diplomasını alır. Ailesinin kısıtlı maddi imkanlarından dolayı eğitim hayatı boyunca Alman Hükümetinden burs almış, bahçıvanlık yapmış, turşu fabrikasında calışmış ,televizyon ve araba tamir edip satarak kendi okul harçlığını çıkarmıştır.

1989 yılında asistan olarak çalışmaya başlar.1990 yılında dünyanın çeşitli yerlerinde dönüşümlü olarak staj yapmaya baslar. Bu ona çok fazla tecrübe kazandırır.

1989 kışında bir arkadaşıyla otururken, arkadaşı ona Die Zeit gazetesinde bir ilanı göstererek “Murat sizin memleketten Dr. Gazi Yaşargil assistan arıyormuş başvursana” der. Gazeteye şöyle bir göz atar, arkadaşının ısrarıyla bu ilana başvurusunu yapar.

EFSANEVİ DOKTOR GAZİ YAŞARGİ İLE ÇALIŞTI

Dr. Yaşargilden kendisinie mektup gelir. Isvicredeki Zurih üniversitesinde görüşmeye çağrılmıstır. Oturduğu yerden 800 km uzakta olan ve daha önce hiç gitmediği Zurihe nasil gideceğini düsünmeye başlar. Ne doğru dürüst bi arabası, ne de cebinde parası vardır. Kazandığı asistan maaşı çok azdır.
İki arkadaş ceplerindeki parayı birleştirirek biriktirdikleri 150 mark ve altlarında 1972 model arabayla, yanlarına yiyeceklerini de alıp yola çıkarlar. Eski okulundan bir profesorü, Prof. Amrhein, çok ucuza kalacak yer ayarlamıstır.

Bir türlü bitmek bilmeyen uzunca bir yolculuktan sonra Isvicreye gelirler.Ekonomisi çok gelişmiş olan bu kent iki arkadaşı da büyüler. Trafikteki tek eski araba onlarındır. Etraflarında gördükleri her şeye hayran kalırlar.

Yolculuk sonunda Dr. Yasargil ve assistani Dr. Greeff ile tanışır. İki hafta icinde Zürihe yerleşerek, 1990ın Subat ayinda yanında calışmaya başlar.
Bir gün şefi ve birkaç arkadaşıyla beraber Türk restoranına yemeğe giderler, arkadaşlarından biri “Amerikan Havayollarında ucuza biletler var, hep beraber Amerikaya gidelim” der, New Orleans a gitmeye karar verirler.

HEM HARWARDDAN HEM YALE DEN DAVET ALDI!

Dr. Digiçaylıoğlu’nun şefi “gitmene izin veririm ama Bostona uğrayıp Harvard ve Yale üniversitelerindeki doktor arakadaşlarımla görüşüp benden selam götüreceksin” der, Dr. Digiçaylıoğlu şefinin bu ricasını kırmaz ve Boston’a gider.

Harvard ta Dr. Franklin Bunn ile görüşmesi vardır, ama görüşemezler. Baska bir arkadaşı olan Dr.Lipton a yönlendirilir. Sohbetleri sırasında Dr.Lipton’a doktora çalışmalarından bahseder.

Tez konusu olan böbrekte salgılanan Erythropoietin adlı hormonun beyin hücrelerini koruduğunu gösteren çalisma Dr.Liptonun çok ilgisini çeker, çünkü bu konu dünyada bir ilktir. Hemen Harvard a asistan olarak davet edilir.
Ertesi gün Yale de Lübnan asıllı doktor Gabriel Haddad’la bi randevusu vardır. Aynı teklif Yale’den de gelir.

Zurihe geri dönen Murat beyi evde Yale’den ve Harvard’dan gelen davet mektubu ve vize belgeleri beklemektedir. Fakat o Zurihte kalmayı tercih eder. Dr. Yasargil emekli olunca ve PhD si (fen doktorasını) bitirince Murat Bey ve eşi Harvard a gelmeye karar verirler.

1997 yılının şubat ayında Harvard’da çalışmaya başlar. Bir sure sonra yanına Türkiye’den çok başarılı, akıllı, ufku geniş, gerçekten bilimsel araştırma yapmak isteyen ve yaratıcı fikirleri olan ama maddi imkanları olmayan Türk gençlerini almaya başlar.

HAYAL ETTİĞİNİ HAYATINDA GÖRDÜ!
Los Angeles ta katıldığı sinir bilimleri kongresi sırasında, Amerıkanın en güzel şehirlerinden biri olan San Diego ya gezmeye gider ve bu şehri çok beğenir. İçinden “tam yaşanacak yermiş” diye aklından geçirir ve 6 ay sonra bu hayali de gerçeğe dönüşür.

Harvardaki tüm ekiple beraber Boston’dan San Diego ya gelirler. Burada da çok başarılı işlere imza atarlar. Ekip olarak ABD Sağlık bakanlığından 2004 yılında 1,5 milyon dolar para alırlar.

2006 da Amerikanın önde gelen üniversitelerinden UCSD ye transfer olur ve Nisan 2007 den beri San Antonio , Texas ta bulunan Texas Üniversitesi sağlık bilimleri bünyesinde Norosirurji ve Fizyoloji depatmanında görev yapmakta ve kendi laboratuvarında araştırma çalışmalarını sürdürmektedir.

BULUŞU İLE JOHNSON&JOHNSON İLGİLENİYOR.

Şu anda gündemde iki tane yeni makalesi bulunuyor. Bunlardan bir tanesi koruyucu ilaçların beyine ulaşması ile ilgili. Buluşlarını şöyle anlatıyor Digicaylioğlu; “Beyinle ilgili herhangi bir durumda, burundan ilaç vermeyi deniyoruz, çünkü burundan vermek en kısa yol. Bu buluşun patentini almış durumdayız ve dünya devi Johnson & Johnson la görüşmelerimiz devam ediyor. En kısa zamanda uygulamaya geçilmesini bekliyoruz.”

GENÇLERE ÖNERİLERİNİ ANLATTI

Dr. Murat Digiçaylioğlu`nun başarısında anne babasının katkısının yanı sıra, eşi Ilknur hanımın sonsuz desteği ve yaşama sevinci dolu küçük kızı Perin’in payı büyük.

Dr. Digiçaylıoğlu nun gençlere önerilerini de aldım. Ona göre başarının temel koşulu tabii ki çok çalışmak. Günümüzde çalışkan insan olmak gerekli ama yeterli değil, sizi diğerlerinden farklı kılacak fırsatları kaçırmamak, hayallerinin peşinden gitmek de gerekiyor. Bir de hiç bir okulu, makamı ya da ülkeyi gözünüzde çok fazla büyütmemeyi öneriyor. Tedbirli fakat gözü açık olmak, cesur olmak ve mutlaka denemek…

“Amacınız USA ya gelip verilen işi yapmak ve hazıra konmak olmamalı. Amacınız çok çalısıp yeni ve yaratcı fikirlerle proje üretip, o projeyi geliştirmek olmalı. Siz eğer bir konuda gerçekten iyiyseniz ve yaptığınız şeye inanıyorsanız, söyleyecek sözünüz ve yaratıcı fikirlerinizde varsa, yolunuza devam edin.Fırsatçı değil, işini iyi yapanlardan olun. Kapılar zaten size ardına kadar açılacaktır…Ve unutmayın, hepimiz yaptıklarımızla Türkiye’yi temsil ediyoruz. Para ve ün için nereden geldiğinizi sakın unutmayın.”
Yaratıcı fikri olan, proje üreten ve planlayan, çalışkan, başarılı ve cesur Türk gençlerine sonuna kadar destek veriyor Dr. Digiçaylioğlu.

Yazar: Başak Gürsoy
Kaynak: http://Kigem.com/Özel makale

Beğendiysen paylaş, herkes gelişsin: