Mümin Sekman

Analitik misiniz, yoksa sezgisel mi?

Düşüncelerimizin farklı olmasının arkasında sayısız etmen arasında düşünce biçiminin ayrı bir yeri var. Düşünce biçimimiz bizi A noktasından B noktasına ulaştırabileceği gibi bir kaosun ortasında bir çare de bırakabilir. Peki o zaman hangisi daha iyi? Analitik düşünme mi, sezgisel düşünme mi?

Hangisi daha iyi: Analitik düşünme mi, sezgisel düşünme mi?

Sezgilerimiz, sosyal hayatta hızlı kararlar vermemizi sağlamak üzere evrimsel süreçte büyük bir titizlikte hazırlanmış. Öyle ki saniyeler içinde birinden hoşlanıp hoşlanmadığımıza, birine güvenip güvenmediğimize karar veriyoruz. Ayrıca, karşımızdaki kişilerin davranışlarını tahmin edebiliyoruz.

Sezgilerimiz bazen sosyal hayatın dışında bizleri kötü bir yola sokabiliyor. Üstelik bunu önceden tahmin etmek de mümkün olabiliyor. İşte böyle zamanlarda analitik düşünmenin önemi ortaya çıkıyor. Hızlı yanıt veren sezgi sistemimizde bir yanlışlık varsa, daha fazla çaba gerektiren analitik sistemimiz devreye giriyor ve en iyi kararı vermemizi sağlıyor.

İşte bu noktada şu soru akıllara geliyor: Eğer hayatta tek bir düşünme sistemi olsaydı, hangisini seçerdiniz? Sezgisel düşünme mi, analitik düşünme mi?

 “Eğer balta girmemiş topraklarda, avcılık ve toplayıcılıkla hayatımızı geçiriyor olsaydı, tek ihtiyacımız olan sezgisel düşünme biçimi olurdu. Ancak modern toplumda çevreden fazlasıyla uzaklaştığımız için, artık sadece sezgisel düşünmeye bağlı kalarak hareket edemeyiz.

Kimileri bu soruya işte böyle yanıt veriyor. Aslında bir bakıma doğru; günümüzde çevre dediğimiz şey, evrimsel süreçlerden önceki çevreden epey farklı. Bu da bizlerin sezgilerini büyük ölçüde değiştirmiş durumda. Ancak bu, analitik düşünmenin modern dünyanın bir icadı olduğu anlamına gelmiyor.

Avcılık ve toplayıcılıkla hayatını geçiren toplumlar, analitik düşünmenin çok belirgin özelliklerini sergiliyorlardı. Örneğin önceden silahsız avcılık yapanlar, avlarını belirler ve daha sonra avı yorulana kadar peşinden koşardı. Dört bacaklı hayvanlar çok hızlı koşabilir ancak bunu sadece kısa mesafede yapabilirler. İnsan ise o kadar hızlı koşamaz ama uzun süre koşabilir. Üstelik av hayvanı koşarken arkasında ayak izlerini bırakır. İşte avcılar bunları hesaba katarak avının peşinden bir süre koşup onun yorgun düşmesini gözler, fırsatını bulduğunda da avını ele geçirirdi.

Görüldüğü gibi aslında avcı-toplayıcı olan atalarımız bile hem sezgisel hem de analitik düşünmeden yararlanıyorlardı. Sosyal hayatta sezgilere dayanan hızlı düşünme biçiminden çokça faydalanıyoruz. Ancak söz konusu önemli kararlar olduğunda, sezgisel düşünmenin bizi sonu olmayan bir yola sokacağını biliyoruz ve analitik düşünmeden faydalanarak en iyi kararları almaya çalışıyoruz. Avcı-toplayıcı atalarımızdan çıkarmamız gereken en önemli ders de belki bu.

Bu durumu günümüzdeki iş dünyasına da uygulamak mümkün. Binlerce iş yeri her gün türlü türlü krizlerle karşı karşıya kalıyor. İşverenler kriz anında, yüksek baskı altında verimli çalışabileceği kişilere güvenmek istiyor. İş dünyasında her ne kadar analitik düşünme ön plana çıksa da iş bu kriz zamanlarında sezgisel düşünme sayesinde hızlı karar alma kabiliteyi devreye giriyor. Bu da analitik düşünme ve sezgisel düşünmenin bir arada olması gerektiğinin bir başka göstergesi.

Kaynak: http://www.uplifers.com

x

Gelişimciler Facebook'ta

Mümin Sekman'dan Günlük Başarı Tavsiyeleri almak için.